Back

Fatma Benli

--------TERCÜMANLARIN DİKKATİNE, MERHABA ALTTAKİ  KONUŞMA METNİ SADECE TASLAK, BİREBİR TAKİP EDEBİLECEĞİMDEN EMİN DEĞİLİM AMA TERCÜMEDE FİKİR VEREBİLECEĞİNİ ÜMİT EDİYORUM ZAMAN ÇOK AZ VE BEN BİRAZ HIZLI KONUŞTUĞUM İÇİN DAHA ÖNCE VERMEK İSTEDİM DAHA ÖNCE FIRSATIM OLMADI. ŞİMDİDEN TEŞEKKÜR EDERİM FATMA ----

Saygıdeğer misafirler

Zamanımız sadece on dakika ile sınırlı olduğu için daha hızlı olmak adına konuşmamı Türkçe yapacağım Umuyorum ki vaktinde tamamlayabilirim 

bu derece önemli bir konuda tecrübelerini bizimle paylaşmak için burada olduğunuz için teşekkür ederim

Öncelikle ana mesele din hürriyetinin hava ve su kadar hayati bir konu olduğunu kabul etmek

Biliyorsunuz Anayasa ve uluslar arası sözleşmeler inanma ya da inanma ya da inancın gereklerini yerine getirmeyi korur,

 ama biz bu haklara bazı hukuki metinlerde yazılı olduğu için sahip değiliz

Newton yerçekimi kanununu bulmadan önce, insanlar hava da yürümüyordu, Newton yerçekimi kanunu yoktan var etmedi sadece var olan bir şeyi  buldu ve adlandırdı,

Anayasa ve uluslar arası sözleşmeler de din hürriyetini yoktan var etmedi. Sadece tanıdı. Çünkü biz bu haklara doğuştan, insan olma onuruna sahip olduğumuz için sahibiz

Bu nedenle Devletler idareler kaynağını bizzat insan olma onurundan alan bir hakkı insanların elinden alamaz,

Bu nedenle insanlar karşısında tarafsız olmak nötr olmak ve kişilerinin inançlarının yerine getirmesini sağlamak durumundadır.

Devletler insanlara inanabilirsin ama inancının gereğini yerine getiremezsin ya da benim istediğim gibi dini pratikleri yapabilirsin diyemez. Böyle bir durum düşünebilirsin düşünce özgürlüğün var ama "ifade edemezsin" demek gibi bir şey olur.

Buna karşın Türkiye de biraz öncede bahsedildiği üzere din hürriyetinin kullanımı konunda bazı sorunlar olduğu bir vakıa. Kısmen düzeliyor. En azından konuşulmaya başlandı ama halen alınacak uzun bir yol var

Ancak çözüm için doğru adımlar atabilmek için sorunu doğru tespit etmemiz gerek

Türkiye de sadece azınlıkların dini hakları ihlal edilmiyor,

 Türkiye de çoğunluğun dini özgürlüğü de ihlal ediliyor

Ve Türkiye de sadece dini özgürlükleri konusunda sorun yok bu sorunları  ırkı ya da kültürel sebeplerle de olabiliyor. Hatta engelliler için

Çünkü bu ana bakış açısı ile ilgili bir sorun

Türkiye çok kültürlü çok ırklı çok dinli bir imparatorluk iken ulus devlet oldu,

Bunun için doğru ya da yanış tartışılır ama devlet sisteminde, tek tip bir bakış açısı hakim oldu. Devlet batılı gibi görünen bir  "makbul vatandaş" imgesi üretti. Bu makbul vatandaş tanımına uymayan herkes de ister istemez sistemin dışında kaldı. Buna bütün farklı görünenler azınlıklar  ya da özellikleri beğenilmeyen çoğunluklar dahil.

Tabi bu kolay olmadı.  Bunun için devlet Anayasasının gerekçesinde yazdığı gibi laikliği bir yönetim sistemi olarak uygulamadı. Bizim Anayasamızın gerekçesinde laikliğinin dinsizlik olmadığı ve devletin her inanca eşit mesafede yer aldığı yazar. 

Ama gerçekte devlet, dinin yerine geçerek dinin nasıl uygulanmasını gerektiğini halka dikte etti.  Çünkü din toplumun hayatına yön veren önemli bir olgudur. Devlet inanabilirsiniz ama dininiz  gereklerini benim istediğim gibi yere getireceksiniz dedi.  İstediği tek tip vatandaş formuan uymayanları dışarıda bıraktı

Bunun en bariz örneği, 1998 yılında 2010 yılına kadar istisnasız kesin olarak uygulanan başörtüsü yasağıdır.

TESEV'in  raporlarına göre Türkiye de ki halkın %70 inden fazlası başını örtüyor. Yani çoğunluk

Ancak çoğunluk olmak hak ihlaline engel değil. Ben bu bakış açısında "makbul vatandaş" tanımına uymadığım için, 12 yıl üniversiteye gidemedim. Üniversiteler özellikle orduya ait yerler başörtülülerden arındırıldı. Beni bırakın annem kendi okulumun bahçesine giremedi. Amaç dini inanç gereği başın örtülmesinin yasaklanması olduğu için 2000 yılında Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı dini inanç gereği başın başörtüsü dışında şapka peruk bere ile örtüşlemsini yasakladı. Hatta İstanbul Üniversitesinde tarihi bir saat kulesi vardır. Bir dönem  bu kulenin turizme açılması konuşuldu: Sırf başörtülü yabancı turistler  için turizme açılmadı.

Türkiye de dini özgürlüklerinin artmasını istiyorsak öncelikle bu bakış açısını anlamalı ve bunun  değişmesi için çaba göstermeliyiz. Çünkü dün birinin canını yakan başka bir gün başka birisinin canını yakar

Devlet bir dinin ya da inancın nasıl uygulanacağı konusunda karar veremez, her ikisine eşit mesafede olmalıdır. Örneğin başörtüsü yasağı uygulanırken bunu savunanlar, üniversitelerde başörtüsü yasaklanmazsa Türkiye İran'a  döner diyorlardı

. Halbuki iranda  Türkiye de aynı şeyi yapıyordu.  İran kadın karar vermez onun örtünmesi gerekir ben ceza veririm diyodu

Türkiye de, kadın kendi karar veremez:  doktor avukat öğretmen olacaksa batılı gibi görünmeli başı açık olmalı aksi halde ben onu okula almam diyordu

Aslında her iki bakış açısı aynı "sadece nasıl giyineceğimiz konusunda" farklı düşünüyorlar.

Burada eğer din özgürlüğünden ve devletin tarafsızlığından bahsediyorsak her iki anlayışın yanlış olduğunu kabul etmemiz gerek.

Birde birinin özgürlüğünü diğerine öncelememiz gerek, başörtülülere izin verirsek başı açık olanlar baskı altına girer deniyordu ki bunun ne kadar saçma olduğunu yasak kalktıktan sonra görmek mümkün

ama bu söylemde "birinin ileride hakkı ihlal edilebilir" diye bu gün diğerinin hakkını ihlal edilmesi normal kabul edildi.  İnsanlar bu argümanı ciddi ciddi savundular. Bunun mantık dışı olup olmamsını önemsemediler.

Türkiye de bir makbul bir vatandaş algısı olduğu için bu algının dışında olanlar, tehdit olarak algılanıyorlar. Türkiye de hristiyan sayısının azlığına rağmen, genel halkta misyonerliğe ilişkin pompalanan olumsuzluğun sebebi de bu. İzin verirsek artarlar, bizi ele geçirirler diye düşünüyorlar. 

Bu noktada bu bakış açısı değiştirecek en önemli şey

TANIMLAYAN değil TANIYAN bir Anayasamızın olması, makbul vatandaşın nasıl olması gerektiğini tanımlayan Anayasa ister istemez farklı olanları dışarıda bırakır ve ayrımcılıkla sebebiyet verir

Ama çoğulcu yapısı olan ve farklıları tanıyan bir Anayasa herkes içinde barındırır. Çünkü insanların sizinle aynı hakkı kullanması için size benzemesi gerekmez. Sizi devlet nezdinde diğerinden üstün kılan hiçbir şey yoktur.

Bu gerçekleşene dek sivil toplum olarak bize düşen şey farklılarının kabul edilmesi, çoğulculuğun bir toplumu zenginleştiğini, kendini test etme imkanı verdiğinin gösterilmesi

Koç üniversitesinde bir öğretin görevlisi, öğrencilerin e sevmedikleri kendilerinin kabullenmediği bir başka kişinin kimliğine bürünme ödevi veriyormuş, bu bir hristiyan ya da başörtülü olabilir. u kişiler yasadıklarını görüntüleyip rapor yazdıklarında, sadece çevrelerinin değil kendi ailelerininde ayırımcı muameleye maruz kaldıklarını anlıyorlar.

Bu da farklılıklara karşı farkındalık oluşturuyor, kendisi de aynısını yapmıyor

bizim böyle minik ama etkin adımlara ihtiyacımız var

Tek tip bakış açısına sahip toplumlarda insanlar  ayrımcılık yaptıklarını bile farkında değiller. Çünki kendilerinden farklı olanlar adına söylenenlere inanıyorlar.

Türkiye de insanlar bir trende yaşadığını varsayarsak her bir grup bir kompartıman içinde bulunuyor, türbanlılar bir kompartımanda, aleviler bir kompartımanda, Kürtler bir kompartımanda,  hristiyanlar , Süryaniler vs , bu bir noktaya kadar anlaşılabilir her kes kendi topluluğu içinde daha rahat yaşam sürer.

Ancak Türkiye de bu kompartımanların kapısı çok kapalı, bu nedenle insanlar diğer kompartımandakileri tehdit unsuru olarak algılıyorlar, onlar hakkında basın yoluyla yapılan söylemlere inanıyorlar, kendileri farkında bile olmadan onları dışlıyorlar, işin tuhaf tarafı bir kompartıman yok olursa bunun kendilerin zarar vereceğini farkında bile olmuyorlar

Bize düşen şey bu kompartmanların kapısı açmak ve insanlarının geçişini sağlamak, herkesin "aman dışlanmayayım kötü muameleye uğramayayım,  kimse beni davranışları sözleri ile incitmesin" diye kendi kapalı dünyaları içinde kalmalarını önlemek, minik adımlarla kendilerini başkalarını anlatmalarını sağlamak, bu durumda insanlar genel propagandalara ya da bireysel örnekler üzerinden genel suçlamalar yapmaktan vazgeçeceklerdir

Her bir minik adım bir başkasının hayatında büyük bir gelişime sebebiyet verecektir umudundayım.